nurettin erkan

Bir resim üzerine spekülatif bir yaklaşım...

"Sanat tabiata eklenmiş insandır"
Francis bacon

Dünya edebıyatının en tanınmış başyapıtlarından biridir Fareler ve İnsanlar romanı. 1962 yılında nobel edebiyat ödülü alan ABD'li yazar John Steinbeck'in en çok ilgi gören iki romanından biridir. Bu romanda, çiftliklerde işçi olarak çalışıp  geçinen, biri zihinsel özürlü ve çok güçlü olan Lennie ile arkadaşı olan George'un özlemlerinin serüveni anlatılır. Zihinsel özürlü, güçlü ve koca cüsseli olan Lennie, cebine koyduğu küçücük farenin yumuşak, tüylü ve sıcak tenini okşamayı çok sever.

Bu resim bana, Lennie'nin cebinde taşıdığı farenin, tüylü tenini okşama, sevme saplantısı ile George tarafından bütünüyle algılanabilir ve seyredilebilir olan detaylı manzaralar arasındaki farkı anımsattı.

George tarafından bütünüyle algılanabilir ve seyredilebilir detaylı manzaralar betimleyen steinbeck; Lennie'yi, manzarayı algılamaktan uzakta, cebindeki tüylü yumuşak ve sıcak fareyi okşamakla uğraştırmıştır.Kaba avucunun içinde okşanan fare ölür ve Lennie ölü fare ile canlı farenin ayırdına dahi varmadan, onu okşamaya devam eder.

Onun algı dünyasında seyredişin hükmü kaybolmuştur.Manzarayı seyredip, güneşli güzel bir günün üzerine örtülmekte olan akşamın detaylarından bahsedemez. Seyretme eylemine oranla daha ilkel bir dürtüyle sadece dokunur. Lennie, dokunur , bakmaz .  Her şeyi seyretme özgürlüğü olan ama dokunamayan günümüz insanını imleyen George'tur ve o neye dokunamayacağını çok iyi bilir.Ayaklarının altından kayıp giden dünya, dokunuşlarından uzakta ve ulaşılamaz olduğundan, ruhunun bir yerlerinde yaşamın büyük açlığı , susuzluğu vardır. George bakar ama dokunmaz.

Resmin ortasında iki figür sevişmektedirler. Figürler dahil, resmin her tarafı tenin sıcaklığını imleyen sıcak renklerin hakimiyetinden oluşmakta ve resim tamamıyla  tene boğulmuş gibidir. Yer yer canlı kırmızıya boyanmış etsi dokular, bedenin kıvrımlarını imleyen geçişli tonlar, yuvarlak formlar, sıvımsı beyazlar  içindeki figürler birbirinin içine adeta geçmiş durumdadırlar. Etsi dokuların içinde beliren kaburga kemiği formları ve bu formların siyahla gölgelenip toprak rengine doğru gidişi, figürler arasına karamsar ve şiddetten kaynaklanmayan bir parçalanma  imgesi katmıştır. İki figürün tam üstünde resmin yukarısına doğru havada duran bacak benzeri form, teslimiyetin veya savunmasızlığın sembolü gibi resimde yerini almıştır. Resim iki boyutlu bir ten illüzyonuna  sahipken; bizi, bedene ve ona dokunuşa  doğru ısrarla çekmektedir. Boyanın taze sürülüşü ve belirginliği, bu çekim gücünü arttırmıştır.  Üçüncü  bir şahsın figürü silik bir şekilde yine tenden oluşan arka fonda gözükmektedir. Bütün bu detaylara rağmen sahne oldukça bütün ve sade resmedilmiştir.

Başka bir açıdan bakacak olursak; kaburga kemiklerinin de desteğiyle resimde fosilimsi bir hava ile, ölüm; ten ile de hayat  karşıtlığı kurulmuştur. Hayatın yokolmasıyla beraber ilk yokolan görsel şey tendir, ama iskeletimiz uzun bir süre kalabilir. Bu kalıntı, ölümün dünyevi görüntüsüdür; yeryüzündeki hayatın tamamen yok olması ve ölü bir gezegen görüntüsünün ana imgesidir. Yapılacak olan bir kazıda, binlerce yıl öncesine ait bir iskelet yapısına ulaşılsa da , teni oluşturan yapı hakkında kesin veya yeterli bir bilgiye ulaşılamayacaktır. Bu bağlamda bu resimdeki ten ve kaburga kemiği arasında ciddi bir direnişe rastlandığını söylemek çok da abartılı olmaz sanıyorum . Elbette ki bu direnişin ana eylemi olarak karşımıza kocaman bir dokunuş çıkar ve bu dokunuş hayatı alkışlamaktadır.

Duyu organlarımızdan görme duyusunu aracı olarak kullanan resim sanatı, bu resimde bizi dokunma duyusuna doğru ısrarla çeker. Oysa resim iki boyutlu bir zeminde kendini oluşturur ve üçüncü boyutu bize bir illüzyon olarak sunar. Bu nedenden dolayı da dokunmayı mümkün kılmayan hatta yasaklayan  bir tarafa sahiptir elbette. Dokunma duyusu için gerçek anlamda  bir ten gereklidir. Hayatın giysisi olan ten, dünyanın yaşadığını gösteren ve görünür olan en büyük kanıttır. Dünyanın  kabuğudur ve onun varlığının sahiplenilmesi için, ona dokunulması gerekir. Bu dokunuş onu gerçeğe çevirirken aynı zamanda fethedilmiş bir ülke kadar sıradan kılar. Resimdeki bu ten, bir illüzyon olarak var olmasına rağmen, gerçek anlamda yoktur ve üçüncü boyuttan yoksundur.  George'un seyrettiği uçsuz bucaksız manzara henüz dokunulmamış, uzak bir dünyadır ve Lenni'nin cebindeki fare kadar varlığı kanıtlanmış ve sahiplenilmemiştir. Bu uçsuz bucaksız manzara bir okşayışla yoğunlaşıp Lennie'nin avuçlarının içinde kesinlik kazanmıştır. Ama resim hala görünürdedir ve kesinlik kazanma şansı sonsuza kadar elinden alınmıştır. O iki boyut üzerinde oluşturulmuş resmin kendi doğasına insan oğlu ayak basmamıştır. Bu resim , onu yapan ressam dahil hiçkimsenin değildir. O,  asılı olduğu  duvarında dokunulmamış olmanın kederiyle belki de binlerce yıl boyunca çatlamaya devam edecektir. Resmin  yüzeyindeki bu çatlaklar, onun yaşadığının ve resim sanatının sonsuza kadar devam edeceğinin kanıtlarıdır. Önümüze serilmiş olan nesnel anlamdaki kozmik evren olabilirlik taşırken, duvarımızda asılı olan resimsel evren yasaklıdır. Fotoğrafın icadı ve röprödüksiyonlarla çoğaltılmasıyla değer kaybına uğradığını veya biricikliğinin kaybolduğunu söyleyenler tamamen yanılgı içine düşüp sığ bir yorum yapmışlardır.

 Bize yasaklı bu tutkulu dokunuş, bu iki figürün tensel eylemleri, hayatı kutsar gibi tenlerini kutsamakta, seyircisi olan bizleri kendi mahremiyetlerinden dışarda bırakmakta ve varoluşun sınırlarını çizmek ister gibidirler. Lennie, okşamalarıyla küçük fareyi öldürmüştür ve özürlü belleğnin kırıntılarıyla da olsa George ile beraber hayalini kurdukları tavşanlı çiftliği George'tan dinlemeyi çok sevmektedir. Tavşanlı çiftik onlar için dokunulmamış bütün manzaralardan da çok uzaktadır. O nesnel gerçek değildir, hayatın anlam derinliği kuyusunu kazan imgedir. Bunlardan da daha uzakta iki boyut ile kendine başka bir anlamda tenden bir zırh çizmiş olan resmin içindeki iki figür, aralarına kattıkları bir imge ile ısrarla sevişmektedirler...

Nurettin Erkan

 

1
These pages were made by Mediterranean Fine Arts
Copyright © Nurettin Erkan. All rights reserved