Ağaçları beklerken

“ En büyük gurbetçi, Odysseus” M.Kundera

Yolculuğu düşünüyorum uzun zaman. Uzak bir öğle saatinde herhangi bir yerde . Bir çocuk puslu ağaçların arasından beliriyor. Bulmaya gidiyordum. Bekleşiyor eskiler, yeniler, yenileşecekler. Bir, iki turuncu. Yol uzundu;  bir gezgin yolu gibi, belirsiz.

Katar-Sis. Kalabalıklar içinden eve dönüş. Yolculuk nedir? Geceli gündüzlü bir duyum, bütünlük arayışı. Sonsuzluğa ait mi? Birçok kez özgürlük ölümden sonra gelir. Affediliriz. ve geri döneriz; çünkü öldük ve yatağımıza dönmemiz gerekir.

Uzak ülkede, benimle. Varmamak için uzun bir gezinti. Yaşamıma birlikte getirdiğim bir defter:  Patlamış Raphael’si Baş.  İlk elime aldığımda az önemsedim. Yazdıkça bana benziyordu; hatta onun ben olduğunu düşünüyorum bir süredir.  Doğrusal bir gerçeklikle bağlanmış gibiyiz. Ya da yazmaya başlama aralığı, gizemli bir keşismeyle doğrudan çakıştığı için büyülendim. 

Bildiğim yerlerdeyim. Hiç bulunduğum yerde olmadım. Evden uzakta olduğumu sanıyordum, bozkır ve tozlar ülkesinde.  Hala buzdan sular.  Geçmişe geldim; çocuktan zamana şimdi.

“Belli bir noktadan sonra artık dönüş yoktur. Ulaşılması gereken nokta da budur.” F.Kafka

Gidiş, hastalıklı tutulma anlarında yorgun düşer. Gerçekte, düşmek korkutucudur, rüyadan uyanış gibi. Korku, bazen ne kadar yersiz olursa olsun kurtulamıyorsun. Gitmekle dönmek ayrı dursalar da aralarındaki birbirine muhtaç bir ilişki. Dönüş gitmeyle bir olup yola düşer. Gerçekliğin çift yumurta ikizkardeşinin keşfi.

“Gecede dalların eski dilini bilmeyen biri gibiyim”  L.Aragon

Ağaçlar karanlık olunca çocuk korkuyor. Evrensel sesler ve yalnızlık ülkesinde, duyuyorum. Gökyüzü ve yerin birleştiği çizgide duruyor. Unutuştan önceki anılar ve hatırlamalar diyarı. Birkaç damla sessizlik. Uzaydan dünyaya gelmiş de aracı bozulmuş ve koca evrenin ücra köşesinde olan dünya gezegeninde kalmış ve unutulmuş bir yabancı gibi. Evlik oyunlardan kaçtım. Hava bungun. Kertenkele ve yılanlara bakıyorum. Kalabalık boğazımı düğümledi: Direnme.“Evet, karıştırıyorum şimdiyle geçmişi”. Bir şair dede söylemişti. Dedem özgün bir gün tutucudur;  takvim-i ragıpları arka odadaki beyaz un çuvallarında “zamanın tozuna” bulanmış: Ne kadar hüzünlü bir gün…16.11.09

Nereye daha yakın olduğumu gözlüyorum. Kendi dilimi unuttuğum kadar unuttum ağaçların dilini. Dans edişleri esrik; bir anlık dokunmadan diğerine estiriyor rüzgar. Gökyüzündeki beyazlık kozadan çıktı ve birlik olup yeni dönüşü dokumaya başladık: 

“zamanıdır, zamanı gelmenin/ artık zamanıdır.” P. Celan 

03/14/2010

Nalan Erbil